1. Haberler
  2. Ekonomi
  3. Bristol’dan Elektrikli Radyatör İhracatında Düşüş

Bristol’dan Elektrikli Radyatör İhracatında Düşüş

Eskimo şirketi, Brexit sonrası Avrupa pazarında ciddi zorluklarla karşılaşıyor, ihracat düştü.

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
Reklam Alanı
Bristol’dan Elektrikli Radyatör İhracatında Düşüş
Bristol’dan Elektrikli Radyatör İhracatında Düşüş

İngiltere’nin 2020 yılında Avrupa Birliği’nden ayrılmasının üzerinden çok geçmeden, Bristol merkezli Eskimo adlı şirket, şehirdeki akademisyenler tarafından geliştirilen yeni bir teknolojiye dayanan, yüksek tasarımlı ve enerji verimliliği yüksek elektrikli radyatörler satmaya başladı.

Şirket, ürünlerini Manş Tüneli üzerinden Avrupa’nın dört bir yanına göndermeyi planlıyordu.

Avrupa’nın yeşil dönüşüm hedefleri düşünüldüğünde bu oldukça zamanında piyasaya sürülen bir üründü ve siparişler geldikçe Birmingham’daki fabrika yoğun şekilde çalışıyordu.

Şirketin patronu Phil Ward, girişimin büyümeye devam ettiğini söylüyor. Ancak ona göre, kendisinin “uzun Brexit etkisi” olarak tanımladığı süreç yaşanmasaydı şirket çok daha büyük bir noktaya gelebilirdi.

Ward’ın verdiği bilgiye göre, 2020 yılında ihracatlarının yüzde 40’ı Avrupa Birliği ülkelerine giderken, bu oran 2025’te yüzde 5’e düştü.

Dönemin Başbakanı Boris Johnson ile AB arasında Aralık 2020’de imzalanan Brexit sonrası anlaşma, AB’ye yapılan ihracatta sıfır gümrük vergisini garanti altına almıştı. Ancak Ward’a göre gümrük tarifeleriyle doğrudan bağlantılı olmayan bürokratik işlemler ve evrak yükü bile gecikmelere, ek maliyetlere ve potansiyel müşteriler açısından caydırıcı bir “uğraşma zahmeti” algısına yol açtı.

Eskimo, Fransa’daki temsilcileri aracılığıyla bir miktar ihracat yapmayı başardı ancak Avrupalı tüketicilere doğrudan satışlarını tamamen durdurdu. Almanya’ya açılma planları ise başarısız oldu.

Şirket, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya havlupan ihraç etmeye çalıştığında ise her iki ülkenin de Avrupa Birliği’nin CE işaretinden büyük ölçüde etkilenen uluslararası güvenlik standartlarını uyguladığını gördü.

Bu önemliydi çünkü Brexit’in teorik faydalarından biri, İngiltere’deki düzenleyicilerinin AB’nin güvenlik kurallarını takip etmek zorunda kalmaması ve yüksek teknoloji alanındaki yenilikler için daha yenilikçi ve daha az düzenleyici bir yaklaşım benimseyebilmesiydi.

Eskimo’nun deneyimi, ihracat verilerinde görülen daha geniş bir eğilimin örneklerinden yalnızca biri.

Sussex Üniversitesi bünyesindeki İngiltere Ticaret Politikaları Gözlemevi, 2023 yılına gelindiğinde İngiltere’nin ihraç ettiği ürün çeşitlerinde yüzde 26’lık hızlı bir düşüş hesapladı.

Aston Üniversitesi İşletme Fakültesi’nin beş yıllık daha ayrıntılı ticaret verilerine dayanan yeni araştırması ise ihracat ürün çeşitlerinde yüzde 53,8, ithalat ürün çeşitlerinde ise yüzde 31,5’lik bir kayıp olduğu sonucuna vardı.

Buradaki “ürün çeşitleri” ifadesi, farklı AB ülkelerine gönderilen ürün türlerinin sayısındaki düşüşü ifade ediyor.

Reklam Alanı

On yıl önce birçok ekonomist, İngiltere’nin AB’den ayrılması halinde uzun vadeli ekonomik zarar göreceğini savunuyordu ve bugün pek çoğu bu zararın gerçekleştiğine inanıyor.

Ancak böyle bir sonuca varabilmek için yaşananlarla Brexit olmasaydı yaşanabilecek olanları karşılaştırmak gerekiyor. Bunu yapmak ise yöntem ve istatistiksel değerlendirme meselesi.

Üstelik bu değerlendirme, Brexit sonrası dönemin olağanüstü küresel dalgalanmalarla geçtiğini de hesaba katmak zorunda.

2020 ilkbaharında başlayan pandemi, iki yıl sonra patlak veren Ukrayna savaşı ve daha yakın dönemde İran’daki çatışmaların tetiklediği enerji fiyatı şoku bunlar arasında yer alıyor.

Ayrıca Brexit yaşanmamış olsaydı İngiltere’nin son yıllardaki Silikon Vadisi teknoloji patlamasına Brexit sonrası dönemdeki kadar ayak uydurup uyduramayacağı sorusu da dikkate alınmalı.

Bu hesaplamaları yapan ekonomistler arasında genel görüş, Brexit’in etkisini değerlendirirken küresel çalkantıların hesaba katıldığı yönünde.

Buna karşın bazıları kullanılan yöntemleri ve Brexit’in etkisinin büyüklüğünü sorguluyor.

2016 yılında yapılan en karamsar tahminlerden bazıları, örneğin İngiltere’nin Büyük Buhran benzeri bir darbe yaşayacağı yönündeki öngörüler, aşırı kötümser çıktı.

Ekonomik bir zarar yaşandıysa bile bu, ani bir resesyona yol açacak kadar hızlı gerçekleşmedi.

Ancak İngiltere’nin AB’den ayrılmasının uzun vadeli ekonomik zarar verdiğine inananlar, darbenin daha az derin olmadığını savunuyor.

Stanford Üniversitesi’nden İngiliz profesör ve İngiltere Merkez Bankası verilerini kullanan en önemli Brexit araştırmalarından birinin yazarı olan Nick Bloom şöyle diyor:

“Ekonomistler arasında çok fazla tartışma yok ama politika çevrelerinde hâlâ var. Uzmanlar haklı çıktı. Hatta bazı yönleriyle düşündüğümüzden daha kötü oldu fakat bu noktaya ulaşmak daha uzun sürdü.”

Bloom’un çalışması, Brexit’in İngiltere ekonomisine etkisini ölçmeye çalışan onlarca akademik ekonomi araştırmasından biri.

Avrupa ile ticaret

2016 öncesinde İngiltere’nin Avrupa ile ticareti yükseliş eğilimindeydi.

Ancak resmi verilere göre, 2025 yılında AB’ye yapılan ihracat 2019’a kıyasla yüzde 14, ithalat ise yüzde 10 daha düşük seviyedeydi.

Üstelik durum giderek kötüleşiyor.

2025 yılı, finansal krizin en derin dönemlerinden bir yıl hariç tutulduğunda, bu yüzyılda İngiltere’nin AB’ye yaptığı mal ihracat hacminin en kötü yılı oldu.

Niesr adlı düşünce kuruluşu, ihracatın Brexit öncesindeki olumlu eğilimler devam etseydi beklenebilecek seviyenin yüzde 16,9 altında, ithalatın ise yüzde 16,1 altında kaldığını hesaplıyor.

Centre for European Reform ise farklı bir yöntem kullanıyor. Kuruluş, İngiltere’nin AB içi ticaretteki son dönemdeki büyümeden dışlanmamış olması halinde neler yaşanabileceğini hesaba katmaya çalışıyor ve buna göre mal ticaretindeki darbe ihracatta yüzde 16, ithalatta yüzde 14 seviyesinde.

Bu tahminler genel olarak birbirine yakın sonuçlar veriyor.

Avrupa ülkelerinde yapılan başka araştırmalar da İngiltere ile ticarette benzer düşüşler yaşandığını ortaya koyuyor.

Yine de bu hesaplamaların yöntem seçimine ve istatistiksel değerlendirmelere dayandığını hatırlatmak gerekiyor.

Çoğu çalışma benzer sonuçlara ulaşsa da enflasyon etkilerini hesaba katmadan yalnızca ham ticaret verilerine bakıldığında, 2019’dan bu yana AB’ye yapılan mal ihracatının nakit değer bazında yüzde 4 arttığı görülüyor.

Bazı analistler de bu veriyi Brexit’in etkisinin sınırlı olduğunu savunmak için kullanıyor.

Hizmet sektöründeki büyüme

2016’dan bu yana daha güçlü performans gösteren alanlardan biri hizmet sektörü oldu.

Hizmetler, İngiltere ekonomisinin toplam üretiminin yüzde 80’inden fazlasını oluşturuyor.

İngiltere’den AB’ye yapılan hizmet ihracatı son on yılda yüzde 57 arttı.

Bu artışın itici gücü; muhasebe, hukuk ve danışmanlık hizmetlerini de kapsayan kategoriler oldu.

AB dışındaki ülkelere yapılan hizmet ihracatı ise yüzde 49 arttı.

Aynı dönemde AB’den yapılan hizmet ithalatı yüzde 35, AB dışından yapılan ithalat ise yüzde 60 yükseldi.

Elbette hizmet sektöründeki büyüme yalnızca İngiltere’ye özgü değil; gelişmiş ülkelerin tamamında benzer bir yükseliş yaşandı.

Bazıları, Brexit olmasaydı İngiltere’nin daha da iyi performans gösterebileceğini savunuyor.

Ancak her hâlükârda finans sektörünün, referandum döneminde yapılan en kötü senaryolara kıyasla çok daha sağlıklı kaldığı açık.

Şirket yatırımları

İki ayrı araştırmaya göre şirket yatırımları, Brexit sonrasında beklenebilecek seviyenin önemli ölçüde altında kaldı.

İngiltere Merkez Bankası’nın eski bağımsız ekonomisti Jonathan Haskel, beklenenden düşük yatırımlar nedeniyle ekonominin büyüklüğünde 29 milyar sterlinlik ya da yüzde 1,3’lük bir kayıp hesaplıyor.

Şirket yatırımları 2016’nın hemen ardından reel olarak yatay seyretti.

Ayrıca İngiltere’nin uzun vadeli eğilimlerine ve diğer ülkelerle yapılan karşılaştırmalara göre belirgin biçimde zayıf performans gösterdi.

Haskel’in son hesaplamasına göre, yatırımlar referandum öncesi 1997-2016 eğiliminin yüzde 13 altında kaldı.

Ulusal Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü ile ABD’nin önde gelen ekonomi araştırma kuruluşu NBER de farklı yöntemlerle benzer sonuca ulaştı.

Buna göre İngiltere’deki şirket yatırımları, gelişmiş ekonomilerden oluşan karşılaştırma grubuna kıyasla olması gereken seviyenin yüzde 12-13 altında.

Bu bulguların önemli bölümü 2022 enerji krizinden önceki döneme ait ve ilk Brexit yıllarındaki belirsizliği temel neden olarak gösteriyor.

Son analizler, İngiltere’nin hâlâ G7 ülkelerinin çoğunun gerisinde olduğunu ancak 2022 enerji krizinin ardından ekonomisi ağır darbe alan Almanya’nın önüne geçtiğini ortaya koyuyor.

Sterlin

Ekonomik şokun en görünür göstergelerinden biri, referandumun hemen ardından ve takip eden yıllarda sterlinin değer kaybetmesi oldu.

Bu durum ithalatı ve yurt dışı seyahatlerini pahalılaştırırken, İngiltere’deki varlıkların küresel piyasalardaki değerini de düşürdü.

Referandum öncesinde sterlin önemli para birimleri karşısında yeni zirvelere ulaşmıştı.

Ancak referandumun ardından sert şekilde geriledi ve özellikle dolar ile euro karşısında daha düşük seviyelerde işlem görmeye başladı.

Brexit sürecindeki çeşitli belirsizlik dönemlerinde ve Liz Truss’ın başbakan olduğu 2022 mini bütçe krizinde de yeniden değer kaybetti.

O tarihten bu yana sterlin genel olarak güçlendi, zayıflayan dolardan faydalandı ve şu anda Brexit sonrası dönemin en yüksek seviyelerine yakın seyrediyor.

Sterlinin genel olarak daha zayıf olması, taze gıdalardan sanayi ürünlerine kadar birçok ithal malın fiyatını yükseltti.

Ancak aynı zamanda ihracatçılar için bir tampon görevi görerek ürünlerini uluslararası pazarlarda daha ucuz hale getirdi.

Buna ek olarak, İngiltere’de üretilmeyen bazı ürünlerde uluslararası ithalata uygulanan daha düşük tarifeler, gıda fiyatlarının bir miktar düşmesine katkı sağladı.

Yeni ticaret anlaşmaları

Brexit’in potansiyel faydalarından biri de İngiltere’nin AB dışında kendi ticaret anlaşmalarını yapabilme özgürlüğüydü.

İngiltere-Hindistan ticaret anlaşması, ülkenin AB içinde kalması halinde muhtemelen mümkün olmayacak bir adım olarak öne çıkıyor.

İngiltere ayrıca ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük tarifelerinin etkisini hafifletmeye yönelik ilk anlaşmayı imzalayan ülke oldu.

Bununla birlikte hükümetin kendi hesaplamalarına göre, Britanya’nın imzaladığı ticaret anlaşmaları ekonomik büyümeyi yalnızca çok sınırlı ölçüde artıracak. Etki, onlarca yıla yayıldığında bile yalnızca yüzde puanın küçük kesirleri düzeyinde olacak.

Dikkat çekici bir nokta da şu: AB’de kalmayı savunan eski Başbakan Tony Blair bile yakın zamanda İngiltere’nin kendi yapay zekâ düzenlemelerini oluşturabilmesinden bazı avantajlar elde ettiğini söyledi. Blair’e göre bu durum, gelecekte AB’ye veya tek pazara yeniden katılma girişimleri açısından da önemli sonuçlar doğurabilir.

Ancak tablo tek yönlü değil.

AB, Güney Amerika ile Mercosur ticaret anlaşmasını imzaladı. Bu anlaşma, dünyanın altıncı büyük pazarı olan Brezilya’ya yapılan otomobil ihracatında AB üreticilerine sıfır gümrük vergisi avantajı sağlıyor.

İngiltere ise aynı pazarda yüzde 35’lik gümrük vergisiyle karşı karşıya.

Ayrıca İngiltere, Trump’ın tarifelerini hafifletmeye yönelik ilk ve en avantajlı anlaşmayı elde etmiş olsa da AB de daha sonra benzer kazanımlar elde etti.

ABD’ye yapılan ihracatta İngiltere için uygulanan yüzde 10’luk oran, AB için geçerli yüzde 15’lik orandan daha iyi görünse de önemli bir fark bulunuyor.

AB’nin ABD’ye yaptığı otomobil ihracatında kota bulunmazken İngiltere için 100 bin araçlık bir kota uygulanıyor.

Brexit sonrasında Londra ile Brüksel arasında oluşan sessiz rekabet, normalde yıllar sürebilecek bazı ticaret anlaşmalarının daha hızlı yapılmasını teşvik etmiş olabilir.

Genel ekonomik darbe

İngiltere’nin AB ile ilişkilerinde Manş Tüneli’nin yeri, küresel enerji piyasaları açısından Hürmüz Boğazı’nın önemine benzetilebilir.

İngiltere AB üyesiyken Manş Tüneli, sürtünmesiz mal ticaretinin yaşayan sembolüydü.

2016 yılında tünelden 1,64 milyon kamyon geçti.

Geçen yıl ise Brexit sonrasında bu sayı 1,16 milyona düştü.

Bu da yılda yaklaşık yarım milyon kamyon seferinin kaybolduğu anlamına geliyor.

Ekonomik açıdan kritik öneme sahip ve yüksek değerli sınır ötesi taşımacılığın yaklaşık yüzde 30’u ortadan kalkmış durumda.

Brexit olmasaydı bugün kaç kamyonun tünelden geçeceğini kesin olarak söylemek imkânsız.

Ancak örneğin pandeminin yarattığı etkinin artık ortadan kalkmış olması beklenirdi.

Sektörün içinden bir isim bu tabloyu “tam anlamıyla Brexit” diye tanımlıyor.

Küçük ihracatçılar piyasadan çekiliyor, gerekli sistem yatırımlarını karşılayamıyor ve iş modelleri “tam zamanında teslimat” anlayışından daha fazla stok tutmaya yöneliyor.

London School of Economics tarafından analiz edilen HMRC ticaret verileri de bu tabloyu destekliyor.

HMRC, Birleşik Krallık’ta (İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda) vergi toplama, gümrük işlemleri ve sosyal yardımların dağıtımından sorumlu resmi devlet kurumu.

Buna göre 2019 ile 2023 yılları arasında AB’ye ihracat yapan şirketlerin yüzde 14’üne karşılık gelen 16 bin 400 firma AB’ye ihracatı tamamen bıraktı.

İhracattaki düşüş özellikle küçük şirketlerde yoğunlaştı.

Manş Tüneli’nde yaşananlar, akademik çevrelerde oluşan genel görüşle de uyumlu.

Bu görüşe göre İngiltere ekonomisi bugün, 2016’daki büyüme rotasını sürdürmüş olsaydı olacağından daha küçük.

Bu farkın büyüklüğüne ilişkin tahminler yüzde 3 ile yüzde 8 arasında değişiyor.

NBER araştırmasının başyazarı Nick Bloom şöyle diyor:

“AB ile ticaret yapmanın zorlaşması toplam etkinin yaklaşık yarısını açıklıyor ve bu, önceki tahminlerle uyumlu.”

Bloom’a göre kalan yarısı ise Brexit müzakereleri boyunca yaşanan siyasi kaosun sonucu.

“Diğer yarısı, Brexit sürecinin kendisinin böylesine büyük bir karmaşaya dönüşmesinden kaynaklanan belirsizlikten geliyor. O ikinci yüzde 4’lük kısmı artık geri kazanamayız.”

Bu hesaplamalar, İngiltere’nin AB içinde kalması halinde pandemiyi ve 2022 enerji krizini yine yaşayacağını, ancak Brexit’i yaşamayacağını varsayan ekonomik modeller üzerine kurulu.

NBER’in en güncel araştırması nüfus artışını da hesaba katıyor ve kişi başına düşen ekonomik üretimde yüzde 6 ila 8 arasında kayıp yaşandığını öne sürüyor.

Bloom, hesaplamalarında coğrafi uzaklık, ekonomik çekim gücü, ekonomi büyüklüğü gibi birçok değişkeni dikkate aldığını ve bazı sıra dışı verileri analiz dışında bıraktığını söylüyor.

Ancak farklı rakamlar da mevcut.

Araştırmacılar, aralarında İngiltere Merkez Bankası ekonomistlerinin de bulunduğu bir ekip olarak, bankanın 2016 yılında Brexit’in etkilerini izlemek amacıyla oluşturduğu ve özel sektör istihdamının onda birini temsil eden binlerce şirketi kapsayan özel bir anketten de yararlandı.

Bu ankete dayanan ilk kapsamlı Brexit analizi ancak bu yıl yayımlandı ve geçen hafta güncellendi.

Araştırma, Brexit’e ilişkin uzun süreli belirsizliğin şirketlerin ticari kararlarını nasıl etkilediğini ortaya koyuyor.

Şirket düzeyindeki bu tamamen farklı yöntem de ekonominin Brexit olmasaydı olacağından yaklaşık yüzde 6 daha küçük olduğu sonucuna ulaşıyor.

Bu da ekonominin son on yılda her yıl yaklaşık üçte iki puan daha hızlı büyüyebileceği anlamına geliyor.

Brexit’in önümüzdeki on yılı

Brexit sonrası İngiltere’nin adım attığı dünya, 2016’dakinden tamamen farklı bir yer haline geldi.

O dönemde Brexit yanlıları ABD ile serbest ticaret anlaşmasının sağlayacağı fırsatları öne çıkarıyordu.

Ancak 2026’nın gerçeği, ticaret engellerini yükselten ve gümrük tarifelerini siyasi araç olarak kullanan bir ABD oldu.

On yıl önce AB’nin dağılabileceği yönünde görüşler dile getiriliyordu.

Ancak bu gerçekleşmedi.

Tam tersine AB, kendi üreticilerini koruyan yeni önlemler geliştirdi.

Çin ise giderek daha iddialı ve etkili bir küresel aktöre dönüştü.

Bütün bunlar, İngiltere’nin küresel ekonomik stratejisine ilişkin soruların bugün on yıl öncesinden tamamen farklı olduğunu gösteriyor.

Ekonomik açıdan bağımsız bir İngiltere’nin bu dalgalı dünyayla başa çıkmak için iyi bir konumda olması mümkün.

Ancak bunun tam tersinin doğru olması ve İngiliz ihracatçıların AB tek pazarına yeniden katılımdan fayda sağlaması da mümkün.

Verilerin açık biçimde ortaya koyduğu gerçek şu:

Özellikle küçük ölçekli birçok İngiliz ihracatçı Brexit’e hâlâ uyum sağlayabilmiş değil ve bazı sektörlerde durum giderek kötüleşiyor.

İngiltere, ABD’nin hafif düzenlenmiş teknoloji ve özellikle yapay zekâ yaklaşımına mı yakınlaşacak?

Daha yakın bir İngiltere-AB ilişkisi bununla bağdaştırılabilir mi?

AB, yükselen ekonomik milliyetçiliğe “Avrupa’da Üretildi” düzenlemeleriyle karşılık verdi.

Bu düzenlemeler, ürünlerin belirli bir oranının Avrupa’da üretilmiş parçalar içermesini zorunlu kılabilir.

İngiltere’nin bu kapsamda değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ise henüz net değil.

İlk sınav gelecek ay çelik sektöründe yaşanacak.

Yıl sonunda ise İngiltere ile AB arasında elektrikli otomobillere uygulanacak tarifelerin önlenmesine yönelik bir anlaşma gündeme gelecek.

İngiltere yetkilileri yakın zamanda, Brexit sonrası ilişkilerin yeniden şekillendirilmesinin bir sonraki aşaması kapsamında AB ile mallar için ortak bir pazar kurulmasını gündeme getirdi.

Ancak AB, bunun mevcut hükümetin serbest dolaşıma ilişkin kırmızı çizgileriyle bağdaşmadığını söylüyor.

Sendikalar da tutum değiştirmiş durumda.

Daha önce gümrük birliğine yeniden katılmayı savunurken artık Avrupa Ekonomik Alanı içinde İsviçre benzeri bir model arayışına yöneliyorlar.

Son haftalarda hükümet üyeleri, mevcut kırmızı çizgilerin yalnızca bu parlamento dönemi için geçerli olduğunu ve gelecekte yeniden değerlendirilebileceğini sessizce dile getirmeye başladı.

Keir Starmer’ın yerine gelecek başbakanın hangi yolu tercih edeceği ise henüz bilinmiyor.

Önümüzdeki ay yapılması planlanan İngiltere-AB zirvesi ertelendi.

Starmer, sınır ötesi ticaret akışlarını olumsuz etkileyen gıda ve tarım ürünlerine yönelik Brexit kaynaklı engellerin önemli bölümünü geri alacak bir anlaşmaya varmak istiyordu.

Öte yandan bazı siyasi partiler hükümetin AB ile ilişkileri yeniden düzenleme girişimini tamamen iptal etmeyi, hatta Brexit sonrası anlaşmanın bazı bölümlerini geri çevirmeyi vadediyor.

Açık konuşmak gerekirse mevcut durumun olduğu gibi kalması beklenmiyor.

Aradan on yıl geçmiş olmasına rağmen Brexit ve ekonomiye etkileri hâlâ İngiltere’nin gündeminde önemli yer tutuyor.

Üstelik bu konuda yaşanan siyasi tartışmalar yeniden hız kazanmak üzere olabilir.

Kapak fotoğrafı: Getty Images

Orijinali İngilizce olan bu makalenin çevirisinde yapay zekadan yararlandık. Yayınlanmadan önce çeviriyi bir BBC gazetecisi kontrol etti. .

0
be_endim
Beğendim
0
dikkatimi_ekti
Dikkatimi Çekti
0
do_ru_bilgi
Doğru Bilgi
0
e_siz_bilgi
Eşsiz Bilgi
0
alk_l_yorum
Alkışlıyorum
0
sevdim
Sevdim
Sorumluluk Reddi Beyanı:

Pellentesque mauris nisi, ornare quis ornare non, posuere at mauris. Vivamus gravida lectus libero, a dictum massa laoreet in. Nulla facilisi. Cras at justo elit. Duis vel augue nec tellus pretium semper. Duis in consequat lectus. In posuere iaculis dignissim.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Binance Coin
0%
Giriş Yap

Ulusal Radyo ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!